Haline Münasip Ev Haczedilemez!

2004 Sayılı İcra İflas Kanunu’nun 82/12. maddesinde: “Borçlunun haline münasip evi (Ancak evin kıymeti fazla ise bedelinden haline münasip bir yer alınabilecek miktarı borçluya bırakılmak üzere haczedilerek satılır.)” denilmek suretiyle haline münasip ev olgusunun ne şekilde belirleneceği düzenlenmiştir. Mahkemece alınan raporlarda, davaya konu taşınmazın değeri belirlenmekle birlikte haline münasip alınabilecek ev değeri belirlenmemiştir. Mahkemece,bilirkişiden ek rapor alınarak, borçlunun taşınmazının bulunduğu Tuzla ilçesinde, haline münasip evi alabileceği değer belirlenmeli, bu değer haczedilen davaya konu evin değerinden az ise mahcuz ev satılarak, haline münasip ev alınması için belirlenen bedelin borçluya verilmesi, kalan miktarın alacaklıya ödenmesi ve mahcuz evin satışının borçlunun haline münasip ev alabileceği miktardan az olmamak üzere yapılmasına karar verilmelidir (HGK. 5.3.2014, 659/252).

Kentsel Dönüşümde Kira Yardımı için İkamet Şartı!

Bakanlık kentsel dönüşüm kapsamında vatandaşlara verilecek kira yardımlarıyla ilgili kuralları baştan aşağı yeniden düzenledi. 1 Ocak 2015 itibariyle uygulamaya giren yeni sisteme göre 6306 Sayılı Kanun kapsamında riskli yapı maliklerine sadece ikamet ettikleri bir bağımsız bölüm için 18 ay kira yardımı yapılacak. Kira yardımı ödemelerinde riskli yapıda ikamet şartı aranacak. Malik, kiracı ve sınırlı ayni hak sahiplerinden sadece bu şartı sağlayanlara ödeme yapılacak.

Kentsel Dönüşüm Mağduru Olmayın!

Kentsel dönüşüm mevzuatının yürürlüğe girmesiyle birlikte en sık bildirilen sorunlardan birisi “bazı müteahhitlerin değeri yüksek ve merkezi yerdeki eski yapılara göz diktiği ve maliklerin bazılarını da yanlarına çekerek binanız resmi makamlarca yıkılmadan bizimle kat karşılığı anlaşmanız lehinize olur” şeklinde beyanlarda bulunmasıdır. Öncelikle çıkarılan mevzuatlar her ne kadar şahsi ve mali hakları kısıtlayan ve hukuk mantığına aykırı maddeler içerse de söz konu adaletsizliği fiilen uygulamaya sokacak idari makam ve idari yollar henüz tam olarak oluşturulmadığından söz konu hukuksuzluğu fiiliyata geçirmek bazı müteahhitlerin tehditlerinde belirttiği kadar kolay değildir.  Dolayısıyla bu tür tehditler içi boş fiili uygulaması mümkün olmayan boş sözlerdir. Dolayısıyla kentsel dönüşüm mevzuatının uygulanması hususunda fiili uygulamalar, içtihatlar oluşmadan ve henüz yetkili idari makamlar oluşturulmadan yapılan tehditlere maliklerin boyun eğmemesi, sözleşme yapmada aceleci davranmamaları ve mutlaka bu konuda uzman avukatlardan destek almaları önem taşımaktadır.

Kocanın Sadakatsizliğinin Kadının Şahsiyet Haklarına Tecavüz Sayılacağı

T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ

• MANEVİ TAZMİNAT ( Kocanın Sadakatsizliğinin Kadının Şahsiyet Haklarına Tecavüz Sayılacağı )

• KOCANIN SADAKATSİZLİĞİN KADININ ŞAHSİYET HAKLARINA TECAVÜZ SAYILACAĞI ( Manevi Tazminat )

• BOŞANMA ( Kocanın Sadakatsizliğinin Kadının Şahsiyet Haklarına Tecavüz Sayılacağı – Manevi Tazminat )

4721/m.174

ÖZET : Kocanın sadakatsiz olup, tam kusuru gerçekleşmiştir.Bu durum kadının şahsiyet haklarına ağır bir tecavüz teşkil eder. Bu durumda manevi tazminata hükmetmek gerekir. 

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm nafaka ve tazminat yönünden temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü. 

KARAR : 1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre sair temyiz itirazları yersizdir. 

2-Rize Asliye Hukuk Mahkemesinin 1998/…… esas ve karar sayılı davada davacı kocanın sadakatsiz olup, tam kusuru gerçekleşmiştir.Bu durum kadının şahsiyet haklarına ağır bir tecavüz teşkil eder. Şartları oluşan manevi tazminatın kabulü gerekirken, reddi doğru bulunmamıştır. 

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün 2. bentte gösterilen gerekçeyle BOZULMASINA, sair temyiz itirazlarının reddine, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine oybirliğiyle karar verildi. 

Yaşı Küçük Kadınla Cinsel İlişkiye Girerek Suç İşleyen Davalının Eşine Karşı Manevi Tazminat Sorumluluğu

T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ

• YAŞI KÜÇÜK KADINLA CİNSEL İLİŞKİYE GİREREK SUÇ İŞLEYEN DAVALI ( Manevi Tazminat Sorumluluğu – )

• MANEVİ TAZMİNAT TALEBİ ( Evlilik Dışı Cinsel İlişki Sonucu Doğan Çocuğun Babasından Yaşı Küçük Annenin )

• EVLİLİK DIŞI CİNSEL İLİŞKİ ( Yaşı Küçük Annenin Manevi Tazminat Talebi – Zamanaşımı Def’inde Bulunmayan Davalının Sorumluluğu )

• ZAMANAŞIMI DEF’İNDE BULUNMAYAN DAVALININ SORUMLULUĞU ( Evlilik Dışı Cinsel İlişki Sonucu Kişilik Hakları Tecavüze Uğrayan Yaşı Küçük Kadının Manevi Tazminat Talebi )

• CİNSEL İLİŞKİ SONUCU KİŞİLİK HAKLARI HALELDAR OLAN YAŞI KÜÇÜK KADIN ( Manevi Tazminat Talebi – Zamanaşımı Def’inde Bulunmayan Davalının Sorumluluğu )

743/m.305
818/m.49,60,140

ÖZET : 743 Sayılı Türk Kanunu Medenisinin, babalık davasında manevi tazminatı düzenleyen 305. maddesi “..baba, anaya münasebeti cinsiyeden evvel evlenme vaad etmiş veya onunla cinsi münasebeti kanuni bir cürüm yahut onun üzerindeki nüfuzunu suistimal teşkil eylemiş veya münasebeti cinsiye zamanında ana henüz küçük idiyse ana için manevi bir tazminat karşılığı olarak bir meblağa hükmedilebileceğini” öngörmüştür. Bu maddeye dayanan manevi tazminat taleplerinin, babalık davasının tabi olduğu hak düşürücü süreye tabi olacağı, Yargıtay’ın muhtelif içtihatlarında belirtilmiştir. Manevi tazminata ilişkin bu hüküm, 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’na alınmamıştır. Ancak 305. maddenin 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununa alınmamış olması, ananın genel hükümlere göre manevi tazminat istemesine engel değildir. Ana, Borçlar Kanununun 49. maddesine dayanarak manevi tazminat talep edebilir. 49. maddeye dayanan manevi tazminat isteği ise, hak düşürücü süreye değil, zamanaşımına tabidir. ( B.K.m.60 ) Zamanaşımı ise, dermeyan edilmediği surette hakim tarafından kendiliğinden dikkate alınamaz ( B.K.m.140 ). Olayda, davalının zamanaşımı def’i bulunmamaktadır. O halde, davalının suç teşkil eden eylemi nedeniyle, şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan davacı için uygun miktarda manevi tazminat takdiri gerekirken, isteğin reddi doğru görülmemiştir. 

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm manevi tazminat ve nafaka yönünden temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 

KARAR : 1-Küçük İ….., 1.4.1996 tarihinde davacı ile davalının evlilik dışı ilişkisinden dünyaya gelmiş ve davalı ( baba ) ile çocuk arasındaki soybağı, babalık hükmüyle kurulmuş, babalık hükmü 1.3.2002 tarihinde kesinleşmiştir. 

Davacı anne, kendisi için manevi tazminat çocuğu için nafaka istemiş dava ise 14.3.2002 tarihinde açılmıştır. 

Davalının, davacı ile cinsi münasebetinin suç teşkil etmesi nedeniyle, davalı, Elmalı Ağır Ceza Mahkemesinin kararıyla, Türk Ceza Kanununun 416/son, 80. maddeleri gereğince hapis cezasına mahkum olmuş, mahkumiyet kararı 24.4.2001 tarihinde kesinleşmiştir. 

Tazminat talebinin dayandırıldığı maddi hadiseler 743 Sayılı Türk Kanunu Medenisi yürürlükte iken gerçekleşmiştir. Manevi tazminat talebine ilişkin bu dava ise, 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu yürürlüğe girdikten sonra 14.3.2002 tarihinde açılmıştır. 

4722 Sayılı Yürürlük Kanununun 1. maddesine göre “…Türk Medeni Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önceki olayların hukuki sonuçlarına, bu olaylar hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişse kural olarak o kanun hükümleri uygulanır.” 

743 Sayılı Türk Kanunu Medenisinin, babalık davasında manevi tazminatı düzenleyen 305. maddesi “…baba, anaya münasebeti cinsiyeden evvel evlenme vaad etmiş veya onunla cinsi münasebeti kanuni bir cürüm yahut onun üzerindeki nüfuzunu suistimal teşkil eylemiş veya münasebeti cinsiye zamanında ana henüz küçük idiyse ana için manevi bir tazminat karşılığı olarak bir meblağa hükmedilebileceğini” öngörmüştür. Bu maddeye dayanan manevi tazminat taleplerinin, babalık davasının tabi olduğu hak düşürücü süreye tabi olacağı, Yargıtay’ın muhtelif içtihatlarında belirtilmiştir. 

Manevi tazminata ilişkin bu hüküm, 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’na alınmamıştır. Ancak 305. maddenin 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununa alınmamış olması, ananın genel hükümlere göre manevi tazminat istemesine engel değildir. Ana, Borçlar Kanununun 49. maddesine dayanarak manevi tazminat talep edebilir. 49. maddeye dayanan manevi tazminat isteği ise, hak düşürücü süreye değil, zamanaşımına tabidir. ( B.K.m.60 ) Zamanaşımı ise, dermeyan edilmediği surette hakim tarafından kendiliğinden dikkate alınamaz ( B.K.m.140 ). Olayda, davalının zamanaşımı def’i bulunmamaktadır. 

O halde, davalının suç teşkil eden eylemi nedeniyle, şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan davacı için uygun miktarda manevi tazminat takdiri gerekirken, isteğin reddi doğru görülmemiştir. 

2-Çocukla davalı arasındaki soybağı babalık hükmüyle kurulduğuna ve babalık hükmü 1.3.2002 tarihinde kesinleştiğine göre, soybağının kurulmuş olmasının tabi sonucu olarak babanın bakım borcu doğmuştur. ( TMK.327/1 ) O halde, çocuğun bakımı ve eğitimi için Türk Medeni Kanununun 329. ve 330. maddeleri gereğince, hayat koşulları ve tarafların ödeme güçleri de dikkate alınarak çocuk için uygun miktarda nafaka takdiri gerekirken, yasal olmayan gerekçe ile isteğin reddi bozmayı gerektirmiştir. 

SONUÇ : Temyiz olunan hükmün yukarıda gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 10.03.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Fazla Çalışma, Kanunda Yazılı Koşullar Çerçevesinde, Haftalık Kırk Beş Saati Aşan Çalışmalardır.

Dava: Davacı, fazla mesai alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Yerel mahkeme, isteği hüküm altına almıştır.

Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi A____ tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

A) Davacı İsteminin Özeti:

Davacı, davalı E____ Belediyesinde 1989 yılından bu yana değişik görevlerde çalıştığını, 19.10.1994 tarihinden 19.06.1995’e kadar 8 ay süre ile ve 01.06.1999 ile 30.08.1999 arası 3 ay süreyle itfaiye eri olarak 24 saat çalışıp, 24 saat dinlenmek suretiyle çalıştırıldığını, bu 11 ay boyunca 1 hafta 72 saat, izleyen hafta 96 saat çalıştırıldığını, 01.09.1999’dan 03.11.1999’a kadar 2 ay 3 gün E____ Belediyesine ait otogarda haftanın 7 günü saat 24 ile 08.00 arası çalıştırıldığını, 03.11.1999’da E____ Belediyesine ait otelde 24 saat çalışıp 24 saat dinlenmek suretiyle çalıştırılmaya başlandığını, otelin kiraya verildiği 31.03.2006 tarihine kadar bu süre boyunca 1 hafta 72 saat, izleyen hafta 96 saat çalıştırıldığını, 31.03.2006 tarihinde Otogar çıkış kapısında yılın 15 Mayıs-15 Ekim tarihleri arası günlük saat 06.30-20.30 arası günlük 14 saat, 15 Ekim-15 Mayıs arası ise saat usulüne göre çalışmaya başlatıldığını ve 29.10.2008 tarihine kadar 06.30-18.30 arası günlük 12 saat çalıştırıldığını iddia ederek fazla mesai ücretinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

B) Davalı Cevabının Özeti:

Davalı, davanın zamanaşımına uğradığını, İş Kanunun ve Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin içtihatları karşısında tanık beyanlarına göre rapor düzenlenemeyeceğini, bordroların esas alınması gerektiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:

Mahkemece, davacının dinlenilen tanık beyanlarına göre değişen şartlarda fazla çalıştırıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

D) Temyiz:

Kararı davalı vekili temyiz etmiştir. 

E) Gerekçe:

Davacı işçinin fazla çalışma yapıp yapmadığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır. 

Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Ücret bordrolarına ilişkin kurallar burada da geçerlidir. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır. 

Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların, tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.

İmzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ücreti ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yaptığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin fazla çalışma alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazi kaydının bulunması halinde, bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her türlü delille yapılabilir. Bordroların imzalı ve ihtirazi kayıtsız olması durumunda, işçinin bordroda belirtilenden daha fazla çalışmayı yazılı belge ile kanıtlaması gerekir. İşçiye bordro imzalatılmadığı halde, fazla çalışma ücreti tahakkuklarını da içeren her ay değişik miktarlarda ücret ödemelerinin banka kanalıyla yapılması durumunda, ihtirazi kayıt ileri sürülmemiş olması, ödenenin üzerinde fazla çalışma yapıldığının yazılı delille ispatlanması gerektiği sonucunu doğurmaktadır.

İş sözleşmelerinde fazla çalışma ücretinin aylık ücrete dahil olduğu yönünde kurallara sınırlı olarak değer verilmelidir. Dairemiz, 270 saatle sınırlı olarak söz konusu hükümlerin geçerli olduğunu kabul etmektedir. 

Günlük çalışma süresinin onbir saati aşamayacağı Kanunda emredici şekilde düzenlendiğine göre, bu süreyi aşan çalışmaların denkleştirmeye tabi tutulamayacağı, zamlı ücret ödemesi veya serbest zaman kullanımının söz konusu olacağı kabul edilmelidir. 

Yine işçilerin gece çalışmaları günde yedibuçuk saati geçemez (İş Kanunu, Md. 69/3). Bu durum günlük çalışmanın, dolayısıyla fazla çalışmanın sınırını oluşturur. Gece çalışmaları yönünden, haftalık kırkbeş saat olan yasal çalışma sınırı aşılmamış olsa da günde yedibuçuk saati aşan çalışmalar için fazla çalışma ücreti ödenmelidir. Dairemizin kararları da bu yöndedir (Yargıtay 9.HD. 23.6.2009 gün 2007/40862 E, 2009/17766 K). 

Sağlık Kuralları Bakımından Günde Ancak Yedibuçuk Saat veya Daha Az Çalışılması Gereken İşler Hakkında Yönetmeliğin 4 üncü maddesine göre, günde yedibuçuk saat çalışılması gereken işlerde çalışan işçinin, yedibuçuk saati aşan çalışma süreleri ile yedibuçuk saatten az çalışılması gereken işler bakımından Yönetmeliğin 5 inci maddesinde sözü edilen günlük çalışma sürelerini aşan çalışmalar, doğrudan fazla çalışma niteliğindedir. Sözü edilen çalışmalarda haftalık kırkbeş saat olan yasal sürenin aşılmamış olmasının önemi yoktur.

Fazla çalışma yönünden diğer bir yasal sınırlama da, İş Kanununun 41 inci maddesindeki, fazla çalışma süresinin toplamının bir yılda ikiyüzyetmiş saatten fazla olamayacağı şeklindeki hükümdür. Ancak bu sınırlamaya rağmen işçinin daha fazla çalıştırılması halinde, bu çalışmalarının karşılığı olan fazla mesai ücretinin de ödenmesi gerektiği açıktır. Yasadaki sınırlama esasen işçiyi korumaya yöneliktir (Yargıtay 9.HD. 18.11.2008 gün 2007/32717 E, 2008/31210 K.). 

Fazla çalışmanın belirlenmesinde, 4857 sayılı Yasanın 68 inci maddesi uyarınca ara dinlenme sürelerinin de dikkate alınması gerekir. 

Fazla çalışmaların uzun bir süre için hesaplanması ve miktarın yüksek çıkması halinde Yargıtay’ca son yıllarda hakkaniyet indirimi yapılması gerektiği istikrarlı uygulama halini almıştır (Yargıtay 9.HD. 11.02.2010 gün 2008/17722 E, 2010/3192 K; Yargıtay, 9.HD. 18.07.2008 gün 2007/25857 E, 2008/20636 K.). Ancak fazla çalışmanın tanık anlatımları yerine yazılı belgelere ve işveren kayıtlarına dayanması durumunda böyle bir indirime gidilmemektedir. Yapılacak indirim, işçinin çalışma şekline ve işin düzenlenmesine ve hesaplanan fazla çalışma miktarına göre taktir edilmelidir. Hakkın özünü ortadan kaldıracak oranda bir indirime gidilmemelidir(Yargıtay 9.HD. 21.03.2012 gün, 2009/48913 E, 2012/9400 K .).

Somut olayda; davalı Belediye olup, davacı işçi ise itfaiye eri olarak çalışmıştır. Davacı işçinin yaptığı işin mahiyeti de göz önüne alındığında, fazla çalışmaların davalı Belediyenin kayıtları ile doğrulanması gerekmektedir. Zira davacı işçinin Belediye’nin resmi görevlendirmesi olmadan fazla mesai yapması mümkün değildir. Davalı Belediye’nin kayıtları getirtilip, gerektiğinde mahallinde incelenerek fazla çalışma olgusunun araştırılması gerekirken soyut tanık anlatımlarıyla sonuca gidilmesi isabetsiz olup, hükmün açıklanan nedenlerle bozulması gerekmiştir. 

F) KARAR : 

Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 13.12.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Trafik Kazalarında Vefat ve Yaralanmaya Göre Ayrı Ayrı Değerlendirilecek Olan Tazminat Sorumlulukları

Çift taraflı kazalarda, vefat ve yaralanma olaylarını ayrı ayrı değerlendirmemiz gerekmektedir:


Kusursuz olan ya da tamamen kusurlu olmayan kişinin vefatı söz konusu ise, kazaya neden olan kusurlu aracın sürücüsüne , ruhsat sahibine ( eğer uzun süreli kiralama var ise kiralayana) ve zornlu trafik sigortacısı ile birlikte varsa ve tazminat miktarı limitleri aşıyor ise ihtiyari mali mesuliyet sigortacısına müştereken ve müteselsilen sorumlu tutmak üzere destekten yoksun kalma maddi tazminat davası açabilir.

Ancak unutulmamalıdır ki, sigortaların sorumlulukları, teminat limitleri ile sınırlıdır. Eğer kusurlu aracın zorunlu trafik sigortası yok ise, aynı limitler üzerinden güvence hesabı sorumludur.

Call Now ButtonHemen Arayın
WhatsApp chat